1980 de , hayatımızın neşesi Orhan Amcam dünya evine girdi. Dünya evine girmek! Ne bileyim ben, öyle yazarlardı davetiyelerde 80 'lerde. Dünya evine girmek. Davetiye koleksiyonu yapanlar bilir, zarif, dar, uzun, krem ya da beyaz renk davetiyede ağzında kurdeleli kalp taşıyan bir kuş, yanak yanağa durmuş gelinle damat çizimi. Baş hafler kabartmalı, O&S ya da G &Z ya da L&M.

Amcamın nikahı Eskişehir 'de kıyıldı. Akrabalar nikahtan sonra evinde toplandık terasta aile fotoğrafı çekildik. Herkes hayatta, herkes mutlu, kimse küsmemiş, kimse ölmemiş, ben çocuk, biz çocuk.
Yengem hayatımda gördüğüm en güzel en zarif gelindi. Kelebek gibi sürekli etrafındaydım, gelinliğine dokunuyordum sürekli, duvağını yüzüme tutuyordum. Gülüyorlardı. Dedem, babaannem çok gençler. Babamın saçları ağarmamış, annemin yüzü dupduru. Ben çiçekli yeşil bir elbise giymişim., saçıma da çiçeklerden taç. Ev Şair Fuzuli Caddesinde,daracık merdivenli, nohut oda bakla sofa bir ev!

Herkes çok mutlu ya da bana öyle geliyor, Eskişehir çok soğuk, Odunpazarı çok bizden, istasyon çok lületaşı...O sabah darbe oluyor sokağa çıkma yasağı geliyor. Ne şehirmiş ama!

Yıllarca gittik geldik . Amcamın dünyalar güzeli iki kızı oldu bu şehirde, bizim de iki kızkardeş kabul ettiğimiz: Seçil ve Melike .
Seksenli yıllar, Hayat, GırGır, az da olsa Fırt, Kelebek, Milliyet Çocuk , Yakari ve
Tipitip' le rüya gibi geçti. Her yaz ve kış geldiğimiz Eskişehir' de Vişnelik, Tepebaşı, Bademlik manzaraları gittikçe bulandı, islendi, 90 lar geldi , fırtına gibi savurdu aileyi.

*

82 ya da 83 ' de Eskişehir tren istasyonundaki çeşmeden kana kana su içerken duydum konuşmalarını. Onlar su içmiyor kavga ediyorlardı.
Gencecik bir kız ve oğlan. Sanırım ikisi de öğrenciydi. Kızın elinde T cetveli oğlanın sırtında gitar vardı.
Kız sürekli -lütfen ayrılmayalım diyor çocuk da raylara gözünü dikmiş tek bir cevap bile vermiyordu- .Çok seviyorum - dedikçe kız, oğlan susuyordu.
Delikanlının suskunluğu benim bile canımı sıkmıştı. Bana da ne oluyorsa? Çocuk olabilirdim ama bir kızın bir erkeğe böyle yalvarması gururumu kırmıştı.
Aşk ve gurur! Şu yetişkinlere aşk yerine gururu tercih etmelerini birinin söylemesi gerekiyordu ama ben yine susacak asıl görevimi yerine getirecektim: seyret, hafızanda tut ve otuz yıl sonra yaz!
Son kez su içmiştim ki amcam göründü uzaktan, arkasında yengem , kucağında Seçilim. Güle oynaya evlerine gittik. Ertesi gün yengem hamam takımlarını çıkardı, bembeyaz kalıp sabunlar, kese, havlu haydii doğru hamama! Has hamam!
İlk giriş iyiydi, seviniyorduk havuzda yüzeriz diye. Ancakkkkk... Hamamın o esrarengiz kapısı açılınca , çarpınca yüzüme buhar ve sıcak geri kaçtım. Ne çare, annem ve yengem kıolumdan tutup kurnaya sokmuştu bile! Ayyy yandım!
Tas tas su, köpük köpük sabun, koca havuzda serinle sonra yeniden kaynar su tepeden aşağı! Ay yandım! Tamam tamam al soğuk su! Ay dondum! Kahkahalar, mermerlerde beyaz gölgeler, tavanlarda notalar.
Ay gözüm yandı derken onu gördüm. O kız! Dün istasyonda çeşmede ağlayan yalvaran kız! Konu komşu toplanmışlar gelmişler, hamam sefası yapıyorlar.Tabak tabak dolmayla serin serin karpuz da var. Nasıl oynuyorlar nasıl eğleniyorlar. Neydi o türkü?

Halkalı şeker, hasiretlik çeker, çok sallanma kibar yarim, cahilim aklım gider...

Kızın keyfi yerindeydi valla, yengem de çıktı meydana, beni de çekti ortaya, ohhhh ohhhh . Başka kurnalardan başka çocuk çığlıkları geliyordu, yandımmmm!
Bir kaynar, bir buz , bir halkalı şeker...
Gidin söylen o yare aman derdinden divaneyim.

Bizi sarıp sarmalayıp bi de gazoz verdiler de öyle kendimize geldik. Giyinme bölümünde yengem hamam takımlarını toplarken- bizim kızın annesiymiş- hamamcı teyze kıza seslendi- Badem kız Badem! Senin şarkıcı çocuk kapıdaymış söyle şuna kaybolsun valla baban nalınları kafasında...
Üfff diyerek ıslak saçlarını savurarak gitti Badem. İki dakika sonra geri geldi yüzü al al. Eğildi arkadaşına - biz barıştık- dedi. Gazoz genzime kaçtı, boğuluyordum. Tüh sana dedim.Hiç mi gurur yok sende? Ben bile çocuk aklımla anladım erkeklere yalvarılmayacağını. Sen ne yüzsüz şeymişsin! Tabii içimden...Yine susacak ve aşkta gururun ne kadar önemli olduğunu anlatan bir yazı yazacaktım tabii yıllar sonra...
Biz tası tarağı toplarken çok güzel bir şarkı hamamı inletiyordu.
Ağlaaaa ağla halime
Gülme kapat gözlerini
Görme, tek bir söz bile söyleme...
Yol boyunca babaannem iki kalıp sabunu nasıl bitirdiğimizi, yengem de Badem'in dillere destan güzelliğini anlattı durdu..

*
Yok mu bir soru sormayan
Güneşi doğmayan
yarını olmayan bir yolun yolcusuyum dokunma...Ağlaaaaa...

Otuz beş yıl sonra adı eski kendi yeni bu şehirde adını bilmediğim bir caddede akşam üstü tramvay geçti yanımdan. Sevinçten öleyazdım.
İçinden tren, tramvay , fayton geçen , kıyısında sandal uyuyan şehirler ne kadar güzeldir! Tıpkı içinden aşk geçmiş kalpler gibi...
Tam şu anda sabahın ilk ışıkları doğuyor, bir zamanlar sayfiye yeri olan Bademlikteki otelin balkonundayım. Yağmur badem ağaçlarının kokusunu getiriyor bir de çocukluğumu.
Babaannem, dedem, yengem yoklar. Ben tek gecelik bir misafirim otelde. Buram buram sabun kokusu var havada.
Otel odaları beni hep hüzünlendirir.Han duvarları şiiri gelir aklıma. Yolculardan kalan izler ararım. Hüznümü dağıtmak için , benden bir iz kalsın diye şarkı söylüyorum. Ağlaaa ağla halime...
Ben şimdi bu otel odasında değil sıcacık bir yuvada kalıyor olabilirdim. Ada'dan getirdiğim kahveyi içip akide şekeri yiyor olabilirdik! Evet akide şekeri... Akide şekeri aşk ve gurur gibidir. Gurur etrafındaki şeker, fındığı da aşk...Ağlaaaaa!

Yarın Has hamamda bir kaynar bir soğuk suyla ruhumu temizleyebilirdim. Artık çok geç...

Biz yetişkinler çoğu zaman yaşadığımız güzelliklerin kıymetini bilemez ve elimizin tersiyle iteriz. Mutluluk da akide şekeri gibi eriyip gider.

Kim bilir kaçıncı arayışımız bu kaybettiğimiz mutluluğu nerede belli değil...

Kader bana dost değil diyenler, gururunu aşkına , sevdasına tercih edenler, mutluluğu vuslatlarda değil vedalarda arayanlar. Tramvayın geçtiği gibi caddeden, en kısa zamanda aşk geçsin gönlünüzden. Aşk ve sevda diyenleri istasyondaki çeşmeye davet ediyorum. Ben mi? Sonu olmayan güneşi doğmayan bir yolun yolcusuyum dokunma!