NEDEN BİZDE HEP VAAT SİYASETİ KAZANIR?

​Şimdi oturalım, dürüst konuşalım. Bizim siyasetimizin, yerel yönetimlere kadar inen, tek bir altın kuralı var: Vaat Satmak! Bakın, olay çok basit. İnsan doğası diyor ki, gerçeğin o tatsız, soğuk formülünü dinlemektense, kendini iyi hissettirecek tatlı bir hayale sarıl. O yüzden bizim siyasetimiz bir Vaat Coğrafyası. Bu kural, her seçimi domine ediyor.

​Toplumsal psikolojinin özeti şudur: Vatandaş, belediye bütçesinin kısıtlı olduğunu, altyapı sorunlarının zorluğunu falan dinlemek istemiyor. Bu yüzden bir aday çıkıp da, "Elimizdeki imkânlarla ancak bu işleri yapabiliriz" dediğinde, biz onu hemen itiyoruz. O adam Gerçekçi Olan. Bizi, korktuğumuz o çıplak gerçekle yüzleştirdiği için cazibesi yok. Fakat diğeri, yani Vaat Veren Aday, hemen sahneyi kapıyor. O bağırır: "Ben seçilirsem, buraya yeni Dubai kuracağım, size bedava hizmet vereceğim!" Bu, sadece laf değil, halka sunulan saf bir duygusal dopingdir. Seçmen, o anda, o devasa hayale sarılıyor, umutla doluyor. Bu dinamik, evrensel gerçeği gösteriyor: Umut, akıldan her zaman daha güçlüdür.

​Peki, sadece bu mu? Hayır. Yerel siyasetin bir de arka bahçesi var: Engelleme Sanatı. Yönetmeye talip olan muhalif kanat, seçime doğru giderken mevcut yönetimin hizmetlerinin önünü kesmeye çalışır. Merkezi otoritedeki (veya meclisteki) gücünü kullanarak, iktidarın yapabileceği işleri bile yavaşlatmaya çalışır. Neden? Çünkü mevcut yönetimi kasıtlı olarak başarısız bırakmak gerekiyor. Böylece muhalif, hem rakibini kötü gösterir hem de kendi vaatlerine zemin hazırlar: "Bakın, onlar yapamadı çünkü engellendim. Ama biz gelirsek, o vaatleri gerçekleştireceğiz!" Sonuçta biz, iki hayal satıcısının arasında kalıyoruz. Kısa vadede en çok alkışı ve ilgiyi, en büyük hayali kurduran yerel yönetici adayı toplar. Çünkü tercihimizi, kısa vadede bizi iyi hissettiren vaatler üzerinden yapıyoruz.

​Ancak siyasetin vicdanı, yerel düzeyde çok çabuk tecelli eder. Tüketilen her hayal ve unutulan her vaat, mahallede hızla hayal kırıklığına döner. Uzun vadede mahallelinin zihninde kalanlar, devasa ama boş vaatler verenler değil, gerçeği söyleyip elinden geleni dürüstçe yapanlardır. Ne yazık ki, o dürüst adayın kapısı, önce bizim elimizle kapanır.

Saygılarımla...